Karakter boyutu :
HER ŞEY İNCELİKTEN, İNSAN İSE KABALIKTAN KIRILIR.

HER ŞEY İNCELİKTEN, İNSAN İSE KABALIKTAN KIRILIR.

Tarih 02 Kasım 2015, 17:32 Editör reşat tula

Abbasî Halifelerinin beşinci Harun-i Reşid, bir hadiseden dolayı ülkesinde yaşayan gayr-i müslimlere çok kızar. Bu öfke ile etraflıca düşünmeden müslüman olmadıkları takdirde gayr-i müslimlerin Abbasî mülkünü terk etmelerini emreden bir ferman yazdırır.

HER ŞEY İNCELİKTEN, İNSAN İSE KABALIKTAN KIRILIR.

Abbasî Halifelerinin beşinci Harun-i Reşid, bir hadiseden dolayı ülkesinde yaşayan gayr-i müslimlere çok kızar. Bu öfke ile etraflıca düşünmeden müslüman olmadıkları takdirde gayr-i müslimlerin Abbasî mülkünü terk etmelerini emreden bir ferman yazdırır.

Halifenin bu emri üzerine çaresiz kalan gayr-i müslimler, büyük bir endişe ve hüzün içerisinde Behlül-ü Dana Hazretlerinin kapısına gelir ve hadiseyi anlatarak kendisinden yardım isterler. Behlül-ü Dana Hazretleri de gereğini yapacağını söyleyerek onları teskin eder ve nezaketle uğurlar.

Daha sonra da vakit kaybetmeden halifenin huzuruna çıkar. Behlül-ü Dana Hazretlerini karşısında gören Harun-i Reşid pek sevinir. Zira o da gönlünde ağırlığını hissettiği halde, sebebini bir türlü anlayamadığı sıkıntısını giderip huzura kavuşmak istemektedir. Hemen bir sohbet Meclisi kurulur. Sualler, cevaplar birbirini takip eder. Sohbetin iyice derinleştiği bir anda Behlül-ü Dana Hazretleri, Halife Harun-i Reşid’e şöyle der;

-Halife Hazretleri! Söyler misiniz, namazda Fatiha suresini okurken; “Rabbül-âlemin” lâfzı “Rabbül-müminin” şeklinde tilâvet olunsa ve bile bile bu hata üç kez tekrar edilse ne yapmak lazım gelir?

Halife Harun-i Reşid:

-Rabbül-âlemin / Âlemlerin Rabbi lâfzı, Rabbül-müminin / Müminlerin Rabbi diye okunursa mana değişir. Bunu da bilerek üç kez tekrar etmek tabii ki namazı bozar. Bu sebeple de namazın yeniden ifası gerekir.” diyerek cevap verir.

Fakat daha bu cümleyi kurarken, Behlül-ü Dana Hazretlerinin bu mevzuları zaten bildiğini ve bunu bir hikmet gereği sorduğunu anlar. Sözlerini bitirir bitirmez bu defa Harun-i Reşid, Behlül-ü Dana Hazretlerine tebessümle sorar:

-Şimdi sen söyle bakalım Ya Behlül! Sen bu sormuş olduğun hususun cahili değilsin. Bilâkis bu hususta sen bizden de arifsin. Bu suali sormak nereden icap etti?

Behlül-ü Dana Hazretleri, söyleyeceği hakikatin halifenin gönlünde makas bulacağı vaktin geldiğini düşünerek şöyle der:

-Peki Efendim! Rabbül-âlemin yerine «Rabbül-müminin» okununca, namazın bozulduğunu biliyorsunuz da, müslüman değildir diye gayr-i müslimleri yurtlarından sürüp atmanın dininize zarar vereceğini bilmiyor musunuz? Der.

Bu sözler üzerine yaptığı hatayı anlayan Halife Harun-i Reşid, yazdırdığı fermanı derhal iptal ettirir.

Öncelikle şiddetli bir kızgınlık hali olan öfke, akıl nimetinin devre dışı kaldığı geçici bir cinnet durumudur. Dolayısıyla kızgınlık anında alınan kararlar, ekseriyetle yanlış kararlardır. Peygamber [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]Efendimiz, nefsin derinliklerinden köpürerek gelen öfke selini durdurabilmenin yolunu, bir hadis-i şeriflerinde şöyle haber vermektedir:

“Ben bir söz biliyorum, eğer bu (öfkeli) kişi onu söylerse, üzerindeki kızgınlık hâli geçer. Eğer o: EUZÜ BİLLAHİ MİNEŞŞERTANİRRECİM

“İlâhî rahmetten kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım.” derse, üzerindeki bu hâl kaybolur.”

Al-i İmran suresi 134. ayet-i kerimede Yüce Mevla, takva sahibi kullarının vasıflarını zikrederken de:

“…Onlar ki, öfkelerini yutarlar ve insanları affederler. Allah da Muhsinleri (iyilik ve ihsan sahibi kullarını) sever.” buyurmaktadır.

Bu sebeple;

“Kişinin Hak ile olan muamelesinde takınacağı en güzel tavır, teslimiyet ve rıza;

Halk ile muamelesinde ise af ve cömertliktir.”

Hazret-i Peygamber [Sallallahu Aleyhi ve Sellem] Efendimiz Hadis-i Resullerinde şöyle buyururlar; Muhakkak ki Allah nezaketle muamele eder, nezaket ve ağırbaşlılığı sever, şiddet ve kalabalık karşılığında vermediğini nezaket ve ağırbaşlılık karşılığında verir.

Yukarıdaki kıssamızdan alacağımız diğer bir hisse de, hangi makam ve mevkide olursa olsun, bütün insanların irşada muhtaç oldukları gerçeğidir. Cenab-ı Hak, engin merhameti gereği, her dönemde insanları, gönderdiği peygamberler ve Hak dostları ile irşat etmiştir.

Zira peygamberler ve onların temsilcileri olan Hak dostu âlim ve Ârif zatların gönülleri, bütün insanlığı şefkat ve nezaketle içine alan âdeta bir rahmet dergâhı gibidir. Kıssada zikredilen gayr-i müslimleri, dertlerine derman olması ümidiyle Behlül-ü Dana Hazretleri’ne yönlendiren de işte bu hakikattir.

Ayrıca Hak dostları, bütün insanlığı kendilerine zimmetli addettikleri için, herkesin ahiretini kurtarabilme gayretiyle çırpınırlar. Zira onlar bilirler ki, asıl hayat, sonsuzluk yurdu olan ahirettir. Behlül-ü Dana Hazretlerinin alınan yanlış kararı duyar duymaz derhal Halife’nin huzuruna çıkarak ince bir üslupla ikazda bulunması da bunun bir neticesidir. Yani Halifeyle ilgili endişesi, onun da ahiretine zarar gelmemesidir.

Şu bir hakikattir ki bütün insanlar, güzel muamele görmeye, nezaket ve zarafetle karşılanmaya hasret duyar, şefkat, merhamet ve muhabbete meftun olurlar. Bundan dolayı Hak dostları, kapılarına gelen her gönle Bakara suresi 83.ayet-i kerimede beyan buyrulan; “…İnsanlara güzel söz söyleyin…” emri çerçevesinde muamele ederler. İlahî ölçülere asla riayetsizlik etmezler. Hiçbir zaman nefsanî bir öfke ve sabırsızlık göstermezler.

Cenâb-ı Hak Hazret-i Musa’yı [Aleyhissalatü Vesselam] Firavun’a gönderirken ona şu emri vermiştir:

“Firavun’a gidin. Çünkü o, iyiden iyiye azdı. Ona yumuşak söz söyleyin. Belki o, aklını başına alır veya korkar.” [Taha suresi/43-44]

Görüldüğü gibi Yüce Allah [Azze ve Celle], Hazret-i Musa ve kardeşini Firavun’a gönderirken onlara yumuşak söz söylemelerini emretmektedir. Yüce Allah tarafından verilen bu emir, bir Müslüman’ın düşmanına olan tutumunu belirlemede temel kriter olarak dikkat çekmektedir. Buna göre ayetteki “kavlen leyyinen” ifadesinin kullanılması, Firavun’a karşı hem nasıl konuşulacağına hem de nasıl davranılacağına ışık tutmaktadır. İbn Abbas [Radıyallahu Anh], ayetteki “kavlen leyyinen” ifadesini, Hazret-i Musa ve Hazret-i Harun’un konuşmalarında sert ve kaba olmayıp latif olmaları şeklinde yorumlar.

Muhakkak ki Cenâb-ı Hak, Firavun’un imana gelmeyeceğini biliyordu. Fakat bu ayet-i kerime bizler için, tebliğ vazifesinin ehemmiyetini ve bu esnada sergilenmesi gereken usul ve üslubu göstermektedir.

Yani kim olursa olsun, muhataplarımızla daima nezaket ifadeleriyle dolu bir lisan, güzel ve yumuşak bir üslup ile konuşmamız zaruridir. Mevlana Hazretleri de bu üslubun ne kadar ehemmiyetli olduğu hususunda şöyle buyurmuştur:

“Allah’ın; “Ey Musa! Firavun’a karşı yumuşak söz söyle, ona yumuşaklık göster” sözünü iyi anla. Zira kaynayan yağa soğuk su dökersen, ocağı da harap edersin, tencereyi de…”

Bu sebeple gayr-i müslim de olsa, insanlara kaba davranmak, onları hor görmek ve haysiyetlerini zedeleyici konuşmak, asla bir müslümanın üslubu olamaz. Zira böyle bir tavır, hem gönülleri İslam’dan uzaklaştırır hem de kalplerde İslam’a karşı kin ve nefret oluşmasına sebep olur.

Hazret-i Peygamber [Sallallahu Aleyhi ve Sellem] Efendimiz, insanlığa İslam dinini tebliğ etmiş ve İslam’a davet vazifesini bütün Müslümanlara bir görev ve miras olarak tevdi etmiştir. Ancak O, ümmetine sadece tebliğ görevini değil, tebliğ görevinin metodunu ve nasıl yapılması gerektiğini de miras olarak bırakmıştır.

Kuran-ı Kerim, Hazret-i Peygamber [Sallallahu Aleyhi ve Sellem] Efendimize hitaben “Sen insanları Allah yoluna hikmetle, güzel ve makul öğütlerle davet et, gerektiği zaman da onlarla en güzel tarzda mücadele et.” buyurarak tebliğ görevinin nasıl yerine getirileceğini bildirmektedir. Hazret-i Peygamber’in yüce ahlakı, hoşgörülü oluşu, yumuşaklığı ve yufka yürekliliği sarih bir şekilde Âl-i İmrân suresi 159.ayet-i kerimede;“İnsanlara yumuşak davranman da Allah’ın merhametinin eseridir. Eğer katı yürekli, kaba biri olsaydın, insanlar senin etrafından dağılıverirlerdi.”şeklinde vurgulanmakta ve övülmektedir.

“Âlemlere Rahmet” olarak gönderilen Peygamberler Sultanı Efendimizin ümmeti olarak bizlere düşen, yüreklerimizden bütün insanlık için rahmet tevzi etmek değil midir?

Nitekim Harun Reşid, gayr-i müslim oldukları için insanları yurtlarından çıkarmayı düşünmek yerine, onlara ikramkâr davranmış olsaydı, belki de kaç gönül, İslam’ın nezaket, zarafet, incelik, merhamet ve şefkatini görerek İslam ile şereflenecekti?

Kaldı ki ayet-i kerimede bildirildiği üzere; “Dinde zorlama yoktur…” [Bakara suresi/256] Dolayısıyla yukarıdaki hadisede olduğu gibi, bir kimseden zorla İslam’a girmesi istenemez. Nitekim bize Bakara suresi 143. ayet-i kerimede emredilen, yeryüzünde Allah’ın şahitleri olmamız ve Al-i İmran suresi 104.ayet-i kerimede de “emr bil-maruf ve nehy anil-münker” de bulunmamızdır. Bunun en güzel yolu da bütün hâl ve davranışlarımızın Sünnet-i Seniyye istikametinde olmasına çalışmaktır. Nitekim ecdadımız bu hakikati kavradığından, fethettiği yerlere Anadolu’nun İslam ahlakını hazmetmiş, zarif ve güzel insanlarını yerleştirerek, o toprakların hızlı bir şekilde İslam ile şereflenmesini temin etmiştir.

Velhasıl müminler olarak, hâl ve davranışlarımızda daima İslam’ın şahsiyet ve karakterini sergilemeli, muhataplarımızla Kur’anın telkin ettiği üslup ile konuşmaya gayret etmeliyiz. Zira gönüllere girebilmenin en güzel yolu tatlı dil, yumuşaklık ve tevazudan geçmektedir.

Nitekim Fussilet suresi 33 ve Al-i İmran suresi 159. ayet-i kerimelerde şöyle buyrulmuştur:

“(İnsanları Kur’an ile) Allah’a çağıran, amel-i sâlih yapan ve «Ben Müslümanlardanım» diyenden kimin sözü daha güzeldir?”

“Allah’ın rahmeti sayesinde sen onlara karşı yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın, onlar senin etrafından dağılıp giderlerdi…”

Unutmayalım ki her şey incelikten, insan ise kabalıktan kırılır.

Selam ve dua ile…

Ramazan TOPCAN

Balıkesir İl Müftü Yardımcısı


Eğitim

ÇOCUK EĞİTİMİNDE YAPILAN HATA VE İHMALLERİN TELAFİSİ OLMADIĞI GİBİ FATURASI DA ÇOK AĞIR OLUR

ÇOCUK EĞİTİMİNDE YAPILAN HATA VE İHMALLERİN TELAFİSİ OLMADIĞI GİBİ FATURASI DA ÇOK AĞIR OLUR ÇOCUK EĞİTİMİNDE YAPILAN HATA VE İHMALLERİN TELAFİSİ OLMADIĞI GİBİ FATURASI DA ÇOK AĞIR OLUR

RAMAZAN-I ŞERİF, KUR’AN-I KERİMLE YÜZLEŞMEKTİR

RAMAZAN-I ŞERİF, KUR’AN-I KERİMLE YÜZLEŞMEKTİR RAMAZAN-I ŞERİF, KUR’AN-I KERİMLE YÜZLEŞMEKTİR

Tüm Fotoğraflar    

  18.09.2020
 

18.09.2020..

İzlenme: 7

   
  17.09.2020
 

17.09.2020..

İzlenme: 23

   
  16.09.2020
 

16.09.2020..

İzlenme: 23

   
  15.09.2020
 

15.09.2020..

İzlenme: 18

   
RAMAZAN TOPCAN RAMAZAN TOPCAN
RAMAZAN-I ŞERİF, KUR’AN-I KERİMLE YÜZLEŞMEKTİR
Azmi KANDEMİR Azmi KANDEMİR
RİZE VE RİZELİYİ SEVEN BİR REKTORA İHTİYAÇ OLDUĞUNU BASINDAN ÖĞRENDİM
Orhan Yazıcılar Orhan Yazıcılar
RİZEYE: RİZEYİ VE RİZELİYİ SEVEN BİR REKTÖR LAZIM!...
reşat tula reşat tula
ORDU’DA HARAÇ DÜZENEĞİ Mİ VAR?
B.ALİ KAVALCI B.ALİ KAVALCI
ALMANYA ACI VATAN ADAMA HİÇ GÜLMEYİ

Tüm videolar