Karakter boyutu :
ANA BABALARIMIZA KARŞI VAZİFELERİMİZ

ANA BABALARIMIZA KARŞI VAZİFELERİMİZ

Tarih 20 Şubat 2016, 15:23 Editör reşat tula

Aile, toplumun en küçük fakat en önemli bir parçasıdır. Aile müessesesinin temeli ise anne ve babadır.

ANA BABALARIMIZA KARŞI VAZİFELERİMİZ

Aile, toplumun en küçük fakat en önemli bir parçasıdır. Aile müessesesinin temeli ise anne ve babadır. Anne babaya itaat etmek, hürmette bulunmak ve ihtiyaçlarını temin etmek dinî, fıtrî ve vicdanî bir vazifedir. Şartlar ne kadar ağır olursa olsun anne ve babaya yardım etmek, hizmet edip ihtiyaçlarını gidermek ve onları himaye etmek bir evlat için farzdır. Allah-ü Teâlâ İsra suresi 23. ayet-i kerimede şöyle buyurur:

"Rabbin, ‘Kendinden başkasına kulluk etmeyin. Ana ve babaya ihsan edin’ diye hükmetti. Eğer onlardan biri veya her ikisi senin yanında ihtiyarlığa ererlerse onlara "Öf" (bile) deme. Onları azarlama. Onlara çok güzel (ve tatlı) söz söyle.”

Kullarına daima lütuf ve ihsanda bulunan Cenab-ı Hak, bu ayet-i kerimede önce kendinden başkasına ibadet etmemeyi ve hemen ardında da ana babaya ihsan ve ikramda bulunmayı, onlara hürmet etmeyi ve haklarında güzelce muamelede bulunmayı emretmiştir. Buradaki ihsanın manası çok geniştir. Yani; “Ey insanlar! Anne babalarınıza hürmet edin, onlara güzel davranın. Çünkü onların size şefkat ve merhametleri pek çoktur. Sizin vücuda gelmenize vasıta olmuşlardır. Yine onların vesilesiyle Allah’ı tanıyıp, varlığını ve birliğini tasdik edip O’na muhabbet etmişsiniz.”

Anne ve babanın evlatlarına yapmış oldukları ikram ve ihsanlara bedel evlat da onlara karşı ikram ve ihsanda bulunmakla mükelleftir. Bu hem insanî hem de vicdanî bir vazifedir. Çünkü mahlukat içerisinde evladına en ziyade şefkat ve merhamet eden anne babalardır.

İnsan, Cenab-ı Hakk’ın bütün kemal sıfatlarla muttasıf, noksan sıfatlardan münezzeh olduğunu bilerek, O’na itaat ve ibadete devam etmeli; sonra da mahlûkat içerisinde şefkat ve merhamete en ziyade layık olan ana ve babaya hürmet ve ihsanda bulunmalı ve böylece onların rızalarını almalıdır. Ayrıca, onların hizmetlerinden dolayı usanmamalıdır. Onların bazı söz ve hareketlerinden gücenerek onların kalplerini kıracak hoş olmayan lâflardan sakınmalıdır. Onlara güzel ve yumuşak bir tarzda konuşmalıdır. Nitekim Enam suresi 151. Ayet-i kerimede şöyle buyrulur: “De ki: Rabbinizin size neleri haram kıldığını okuyayım: O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın, ana babaya iyilik edin…”

Demek ki, iyilik, ihsan, ikram, itaat ve hürmette herkesten önce ana ve baba gelir. Eğer anne ve baba fakr-ü zaruret içinde iseler, başka kimselere sadaka vermek caiz değildir.

Bakara suresi 215. ayet-i kerimede şöyle buyrulur:

“Ey Muhammed! Sana nereye infak edeceklerini soruyorlar. De ki: Hayır olarak verdiğiniz nafaka, ana baba, yakınlar, öksüzler, yoksullar ve yolda kalmışlar içindir. Hayır olarak daha ne yaparsanız herhalde Allah onu bilir.”

İnsan, her yaşında anne ve babasına itaat etmeli ve onların kalplerini incitmemelidir. Gönüllerini rencide etmemek için azami gayret göstermelidir. Çünkü bu Cenab-ı Hakk’ın bir emridir.

Evladın anne babasına göstermiş olduğu hürmet ve tazim, onların hizmet ve fedakarlıklarına karşı bir vazife-i şükrandır.

Dini edep ve terbiyeyle yetişmiş olan bir insan, ulvî bir ruh ve vicdana malik ise elbette anne ve babasına karşı elinden geldiği kadar maddi ve manevi fedakarlıkta bulunacaktır. Çünkü bugünün evlatları yarının anne ve babaları olacaklardır. Bir evlat, anne babasına nasıl muamele ederse, kendi evlatlarından öyle muamele görecektir.

Konu hakkında Mektubat’ ta çok güzel bir söz var;“İşte, ey insan, aklını başına al. Eğer sen ölmezsen, ihtiyar olacaksın (elcezâu mincinsil amel) sırrıyla, sen anne babana hürmet etmezsen, senin evlâdın dahi sana hizmet etmeyecektir. Eğer ahiretini seversen, işte sana mühim bir define: Onlara hizmet et, rızalarını tahsil eyle. Eğer dünyayı seversen, yine onları memnun et ki, onların yüzünden hayatın rahat ve rızkın bereketli geçsin. Yoksa onları istiskal etmek, ölümlerini temenni etmek ve onların nazik kalplerini rencide etmekle,( hasireddünya vel ahire) sırrına mazhar olursun. Eğer rahmet-i Rahman istersen, o Rahman’ın vedialarına ve senin hanendeki emanetlerine rahmet et.”

Evet, anne ve babalar hayatlarını evlatları için feda etmişlerdir. Evlat sahibi olmaktan tutun da evladın istikbal ve saadetlerini temin için kim bilir ne kadar ızdırablara ve zahmetlere katlanılmıştır.

Lokman suresi 14/15. ayet-i kerimelerde mealen şöyle buyrulur:

“Biz insana, anasına ve babasına itaati de tavsiye ettik. Anası onu zayıflık üstüne zayıflıkla taşıdı. Onun sütten ayrılması da iki yıl içindedir. (Biz insana): "Bana, anne ve babana şükret" diye de tavsiye ettik. Dönüş, ancak banadır.”

Ahkaf suresi 15.ayet-i kerimede ise şöyle buyrulur:

“Biz insana ana ve babasına iyilik yapmayı tavsiye ettik. Anası onu zahmetle karnında taşıdı ve zahmetle doğurdu. Onun ana karnında taşınması ile sütten kesilme süresi otuz aydır. Nihayet insan olgunluk çağına ulaşıp, kırk yaşına geldiğinde der ki: "Ey Rabbim! Bana ve ana babama ihsan ettiğin nimetlerine şükretmemi ve senin hoşnut olacağın salih amel işlememi ilham et. Benim neslimden gelenleri de salih kimseler kıl. Doğrusu ben tevbe edip sana yöneldim. Ve ben gerçekten Müslümanlardanım."

Anne ve babanın evlatlarına karşı gösterdikleri şefkat ve muhabbet, saf, berrak ve karşılıksızdır.

İnsanlık hali olarak anne baba çocuklara bazı sıkıntılar verebilir. İhtiyarlık ve hastalık gibi hallerinden dolayı bakımları zor olabilir. Durum ne olursa olsun bir evlat anne-babasına bakmayı hiçbir halde terk edemez, etmemelidir.

Burada başımdan geçen bir hadiseyi anlatmak istiyorum.

Bir gün yanıma bir zat geldi. Annesinin kendilerini çok rahatsız ettiğini, hanımı ile geçinemediğini, her işlerine karıştığını, ahlakının iyi olmadığını ve bu yüzden kendisine ayrı bir ev tutmak istediğini ve bunun dini yönden bir sakıncası olup olmadığını sordu. Ben de; “annenizin ihtiyaçlarını temin etmek ve hürmette kusur etmemek şartıyla ona ayrı bir ev tutmanızın dini yönden bir sakıncası yoktur.” dedikten sonra, kendisine şöyle dedim:

“Annen geceleri sizi uykudan kaldırıyor mu?”

“Hayır” dedi.

“Peki, annen zaruri ihtiyaçlarını karşılayabiliyor mu? diye sordum,

“ Hocam, annem fazla yaşlı değil, bu noktada bize bir sıkıntısı yoktur.” dedi.

“Peki, annen geceleri ağlıyor mu? diye sordum.

“Hayır” cevabını verdi.

Bu kez kendisine şöyle dedim:

“Yahu annen seni dokuz ay karnında taşıdı, zorluklarla dünyaya getirdi, iki sene emzirdi, geceleri senin için uykusuz kaldı, her gün birkaç kez temizliğini yaptı ve çeşitli meşakkatlerle seni bu yaşa kadar getirdi. Onun sana yaptıklarını şimdi sen ona yapabiliyor musun?”

“Hayır, hocam” diye cevap verdi.

Bu sohbetten sonra biraz düşündü ve şöyle dedi: “Hocam sizin bu söylediklerinizden irşad oldum ve iyi bir ders aldım. Anama başka bir ev tutmaktan vazgeçtim. Bundan sonra ona daha ziyade hizmet edeceğim. ”dedi. Bunun üzerine ben de ona,

Hazret-i Peygamber [Sallallahu Aleyhi ve Sellem] Efendimizin şu hadis-i şeriflerini hatırlattım.

“Anne, cennet kapılarının orta kapısıdır. Dilersen bu kapıyı zayi et veyahut onu koru.

Adamın biri Peygamber[Sallallahu Aleyhi ve Sellem] Efendimize; “ Ya Resulullah! Cihada gitmek istiyorum, ne buyurursunuz? diye sorunca, Allah Resulü [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]: “Anan baban hayatta mı?” diye sordular. O kimsenin “evet” demesi üzerine, Hazret-i Peygamber[Sallallahu Aleyhi ve Sellem]: “Öyle ise ana babanın yanında dur ve onlara hizmet eyle, cihada gitmiş kadar sevap alırsın.” diye buyurdular.

Bundan da anlaşıldığı gibi, ana babaya hizmet etmek, insana Allah yolunda cihad kadar sevap kazandırabilir.

İki dünyasının saadet ve selametini, huzur ve rahatını isteyen kişi, ana ve babasına ihsan ve hürmet etsin. Ana ve babasına ihsan ve itaat edenin ömrü uzun ve rızkı bereketli olur.

Ana baba hakkını taktir etmek mümkün değildir. Onların hukukları çok ehemmiyetli ve son derece mukaddestir. Onlara hürmet etmek, hak ve hukuklarına riayet etmek vaciptir. Peygamber [Sallallahu Aleyhi ve Sellem] Efendimiz şöyle buyururlar:

“Bir evlat hiçbir iyilikle babanın hakkını ödeyemez. Ancak onu köle olmuş bir vaziyette bulur da satın alarak hürriyetine kavuşturursa o zaman hakkını ödemiş olur.”

Adamın biri: “Ya Resulullah! Kime ihsan edeyim” diye sorunca, Allah Resulü [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]: Üç kez: “Anana” dedikten sonra, dördüncüsünde “ babana” diye buyurdular.

Evet, Allah’ın rızası, ana babanın rızasına bina edilmiştir. Ana ve baba evladından razı olmazsa, Allah [Azze ve Celle] de ondan razı olmaz. İsterse o kimse başını hiç secdeden kaldırmasın.

Başka bir hadis-i şerifte Efendimiz [Sallallahu Aleyhi ve Sellem] şöyle buyururlar;

“Üç kimse vardır ki, Allah kıyamet günü onların yüzene bakmaz. Ana ve babasına asi olan, devamlı içki içen ve yaptığı her hangi bir iyiliği başa kakan”.

Ana ve babasını razı eden bir kimsenin, hukukullaha karşı noksanlıkları olsa bile, mağfirete mazhar olması kuvvetle muhtemeldir. Nitekim Allah Resulü[Sallallahu Aleyhi ve Sellem] şöyle buyururlar:

“Cennet anaların ayağı altındadır.”

“Allah’ın rızası ana-babanın rızasındadır.”

“Allah’ın rızası, babanın rızasında, gazabı da gazabındadır.”

Ana babasına hürmette kusur eden, kalplerini kıran ve onlara asi olan kimselerin bırakın ahiretlerini dünyada dahi kötü akıbete uğradıkları, perişan ve bedbaht oldukları herkesin malumlarıdır.

Burada asr-ı saadette cereyan eden şu ibretli kıssayı dikkatinize sunmak istiyorum:

Bir kadın Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem] Efendimize gelerek: “ Ey Allah’ın Resulü! Kocam son anlarını yaşayan bir hastadır. Yanında şahadet getirdiğim halde, dili dönmüyor ve kelime-i şahadet getiremiyor. Buna bir çare bulun da dilinin bağı çözülsün ve şahadet kelimesini söylesin. ” dedi.

Resulullah[Sallallahu Aleyhi ve Sellem] Efendimiz ona: “Eşinin sıhhatli zamanındaki yaşantısı nasıldı? Müslümanlığın icaplarını yerine getirir miydi? diye sordu.

Kadın: “ Ya Resulullah! Kocam Müslümanlığın icaplarını yerine getirir ve dinin haram kıldığı şeylerden şiddetle sakınırdı.” dedi.

Bu sefer Allah Resulü: “O halde sen git, onun annesini bana gönder.” dedi.

Biraz sonra Resulullah[Sallallahu Aleyhi ve Sellem] Efendimizin huzuruna giren yaşlı bir kadın: “Ey Allah’ın Resulü! Ben Alkame’nin annesiyim, beni çağırmışsınız.” dedi.

Hazret-i Peygamber [Sallallahu Aleyhi ve Sellem] ona: “Oğlun Alkame’den razı mısın? Sana karşı evlatlık vazifesini yerine getiriyor muydu? Yoksa sana karşı itaatsizlikte mi bulunuyordu?” diye sordular.

Kadın, biraz durakladı, durumundan oğluna karşı bir kırgınlığı olduğu belliydi. Daha sonra: “Hayır, Ya Resulellah! Oğlum çok iyidir, bana karşı hürmet ve itaatte kusur etmezdi. Ancak evlendikten sonra, özellikle de son zamanlarda bana karşı davranışları çok değişti ve kalbimi kırdı. Bu bakımdan ona biraz dargınım.” dedi.

Bunun üzerine Resul-i Ekrem [Sallallahu Aleyhi ve Sellem] Efendimiz, ashabına odun toplayıp büyük bir ateş yakmalarını emrettiler. Kadın: “ Ey Allah’ın Resulü! Ne için ateş yaktırıyorsunuz? diye sordu.

Allah Resulü: “Oğlun Alkame’yi yakmak için.” diye buyurdu.

Kadın: “Niçin onu yakmak istiyorsun Ya Resulellah!” diye sorunca, Efendimiz[Sallallahu Aleyhi ve Sellem] şöyle buyurdular:

“Çünkü karısının sözü ve teşviki ile veli nimeti olan anasını darıltanları Cenab-ı Hak, Cehennemin şiddetli ateşi ile yakacaktır. Eğer sen Alkame’ye hakkını helal etmezsen, o da aynı azaba duçar olacaktır. Bari ben onu burada yakayım da Cehennemin o şiddetli azabından kurtulsun.”

Bunun üzerine evladına karşı şefkat ve merhamet dolu olan kadın: “Ya Resulellah! Ben oğlum Alkame’ye hakkımı helal ediyorum, onun ne dünyada ne de ahirette yanmasına gönlüm razı olmaz.” dedi.

İşte bir annenin evladına karşı olan şefkat ve merhameti.

Bunun üzerine Hazret-i Peygamber[Sallallahu Aleyhi ve Sellem] Efendimiz, Hazreti Bilal’i ve Hazret-i Selman-i Farisi’yi Alkame’nin evine göndererek, onun dilinin çözülüp çözülmediğini öğrenmelerini söyledi. Onlar Alkame’nin evinin önüne gelince; onun yüksek bir sesle kelime-i şahadet getirdiğini işittiler.

Peygamber [Sallallahu Aleyhi ve Sellem] Efendimiz, bir defasında öfkeli bir şekilde üç defa:

“Yazıklar olsun o kimseye” dediler. Ashab-ı Kiram:

“Kimdir o? Ey Allah’ın Resulü” diye sorunca,

Hazret-i Peygamber [Sallallahu Aleyhi ve Sellem] şöyle buyurdular: “ Ana- babası veya bunlardan biri yanında ihtiyarladığı halde, Cennet’e giremeyip Cehennem’e giden kimseye.”

Bir gün bir zat Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem] Efendimize gelerek şöyle dedi: “ Ey Allah’ın Resulü! Ben annemin her türlü hizmetini görüyor ve ona hürmette kusur etmiyorum. Acaba onun hakkını ödemiş oldum mu?” diye sorunca, Allah Resulü şöyle buyurdular: “Asla, sen annen ölsün diye ona hizmet ediyorsun, ama o senin büyümen ve muammer olman için sana hizmet ediyordu.”

Bu konudaki bazı hadis-i şerifleri de dikkatinize sunmak istiyorum:

“Cennet kokusu beş yüz yıllık mesafeden duyulur. Ana ve babasını üzenler ve sıla-i rahmi terk edenler bunu duyamaz.”

“Ömrünün uzun, rızkının bereketli olmasını isteyen, ana-babasına iyilik etsin, sıla-i rahimde bulunsun.”

“Allah indinde en faziletli amel, vaktinde kılınan namazdır, ana-babaya iyilik ve Allah yolunda cihad etmektir.”

“Üç kişinin duası kabul olur. Ana-babanın, mazlumun ve misafirin duası.” “Ana-babanın duası, ilahi hicaba ulaşır, duaları kabul olur.”

“Ana-babanın çocuğuna ve mazlumun zalime olan bedduaları reddolmaz.” “Kendinize, evladınıza ve malınıza beddua etmeyin! Duaların kabul olduğu bir saate rastlar da bedduanız kabul olur.”

“Ana-babasından biri hayatta olup da, onun rızasını almayan ve onu küstüren kimse, Cehenneme girmeye müstahak olur.”

“Baba sevgisini koru. O sevgiyi kesip atarsan Allah da senin mutluluk ışığını söndürür.”

Ashab-ı kiramdan biri: “Ya Resulellah! Ana-baba, evlâtlarına zulmetseler de rızalarını alamayan yine Cehenneme gider mi?” diye sorunca;

Hazret-i Peygamber [Sallallahu Aleyhi ve Sellem] Efendimiz, üç defa: “Evet zulmetseler de...” diye buyurdular.

Buna göre, ana-baba evlâda haksızlık yapsalar ve ona zulmetseler bile, yine de evlat, onları üzmemeye, küstürmemeye çalışmalıdır. Ana-baba kötü bile olsa, yine onlarla iyi geçinmeli, ziyaretlerine gidilmelidir. Hal hatırları sorulmalıdır.

Anam-babam çok şefkatsiz, onlara nasıl itaat edeyim“ diyen bir kimseye, Resulullah[Sallallahu Aleyhi ve Sellem] Efendimiz şöyle buyurdular: “Anan seni dokuz ay karnında gezdirdi. İki yıl emzirdi. Seni büyütünceye kadar koynunda besledi ve sakladı, kucağında gezdirdi. Baban da seni büyütünceye kadar birçok zahmete katlandı. Seni İslâm

terbiyesi ile büyüttü. Şimdi nasıl olur da, şefkatsiz olurlar? Bundan daha büyük ve kıymetli şefkat olur mu?”

Ana-baba çağırdığı zaman herhangi bir işle uğraşırsan, hemen onu terk edip, derhal ana-babanın emrine koş. Anan-baban sana kızıp bağırırsa, onlara sen bir şey söyleme. Ananın-babanın duasını almak istersen, sana emrettikleri işleri çabuk ve güzel yapmaya çalış. Sana gücenmelerinden ve beddua etmelerinden kork. Sana darılır iseler, onlara karşı sert söyleme. Hemen ellerini öperek gazaplarını teskin et. Ananın-babanın kalplerine geleni gözet. Çünkü senin saadet ve felaketin, onların iki dudakları arasındadır. Anan-baban hasta ise, ihtiyar ise, onlara yardım et. Saadetini onlardan alacağın hayır duada bil. Eğer onları incitip, beddualarını alırsan, dünya ve ahiretin harap olur. Atılan ok tekrar geri gelmez. Onlar hayatta iken, kıymetini bil.

Yüce dinimiz İslâm, anne baba hakkına büyük önem vermiş ve onların meşru ve makul arzularını yerine getirmeyi evladın en büyük vazifesi saymıştır. Ancak, bir evlat, onların meşru olmayan isteklerini yapmamaktan dolayı mesul olmaz. Ana ve babası: Eğer şu isteğimi yapmazsan, sana hakkımı helal etmem.” dese bile, onların bu sözü dikkate alınmaz. Çünkü Allah’ın emirleri, anne babanın hakkından önde gelir.

Ankebut suresi 8. Ayet-i kerimede Yüce Mevla şöyle buyurmaktadır;“Biz insana, ana babasına iyi davranmasını tavsiye etmişizdir. Eğer onlar, seni, hakkında bilgin olmayan bir şeyi (körü körüne) bana ortak koşman için zorlarlarsa, onlara itaat etme. Dönüşünüz ancak banadır. O zaman, size yapmış olduklarınızı haber vereceğim.”

Sa’d bin Ebi Vakkas [Radıyallahu Anh], annesine hürmet ve itaat eden biri idi. Müslüman olunca, annesi ona: “Ey Sa’d! Bu yaptığın nedir? Ya sen bu yeni dinini bırakırsın ya da ben yemem, içmem ve sonunda ölürüm. Sen de benim yüzümden; “anasının katili, diye ayıplanırsın.” dedi.

Sa’d bin Ebi Vakkas: “Anneciğim böyle yapma. İyi bil ki, ben bu dini bırakmam.” diye cevap verdi. Böylece iki gün iki gece bekledi. Annesi ne yedi, ne içti. Bunun üzerine Sa’d bin Ebi Vakkas tekrar ona şöyle dedi: “Vallahi anne, iyi bil ki, senin yüz canın olsa, bunlar birer birer çıksalar, ben yine de dinimden dönmem. İster ye, ister yeme. Artık sen bilirsin.” dedi. Oğlunun bu kararlılığı karşısında annesi direnmekten vazgeçti.

Bir müminin anne ve babası kâfir bile olsa, onlara karşı insanî vazifesini yapmalı ve hürmette kusur etmemelidir. İslam âlimleri, kâfir bile olsa anne ve babaya nafaka vermenin vacip olduğunu söylemişlerdir.

Mümtehine suresi 8. ayet-i kerimede şöyle buyrulur:

"Sizinle din hususunda muharebe etmemiş, sizi yurtlarınızdan da çıkarmamış olanlara iyilikle, adaletle muamele etmenizden Allah sizi men etmez. Çünkü Allah, adalet yapanları sever."

Esma Binti anlatıyor: "Henüz müşrik olan annem yanıma geldi. Hazret-i Peygamber [Sallallahu Aleyhi ve Sellem] Efendimize: "Annem yanıma geldi, benimle (görüşüp konuşmak) arzu ediyor, anneme iyi davranayım mı?" diye sordum. "Evet, ona gereken hürmeti göster."diye buyurdular.

Buna göre Müslüman olan bir anne baba ne kadar günahkâr olursa olsun onlara saygı ve hürmette kusur etmemek, maddî ve manevî ihtiyaçlarını temin etmek lazımdır. İtaat etmek ayrıdır, isyan etmemek ayrıdır. Allah-u Teâlâ’ya isyan olmadıkça anne-babaya mutlak itaat emredilmiştir. Allah’ın emirlerine aykırı olan isteklerine ise uyulmaz. Ama isyan da edilmez. Bu istekleri yerine getirilmez ve sessiz kalınır ve hürmet göstermeye devam edilir. Kalpleri çeviren Allah’tır. Ona iltica etmek gerekir. Çocukların anne babalarına gösterdikleri bu sevgi, saygı ve hürmet onların kalplerinin yumuşamasına yol açabilirler. Hedef ve gaye onları kazanmak olmalıdır.

Selam ve dua ile…

Ramazan TOPCAN

Balıkesir İl Müftü Yardımcısı


Eğitim

ÇOCUK EĞİTİMİNDE YAPILAN HATA VE İHMALLERİN TELAFİSİ OLMADIĞI GİBİ FATURASI DA ÇOK AĞIR OLUR

ÇOCUK EĞİTİMİNDE YAPILAN HATA VE İHMALLERİN TELAFİSİ OLMADIĞI GİBİ FATURASI DA ÇOK AĞIR OLUR ÇOCUK EĞİTİMİNDE YAPILAN HATA VE İHMALLERİN TELAFİSİ OLMADIĞI GİBİ FATURASI DA ÇOK AĞIR OLUR

RAMAZAN-I ŞERİF, KUR’AN-I KERİMLE YÜZLEŞMEKTİR

RAMAZAN-I ŞERİF, KUR’AN-I KERİMLE YÜZLEŞMEKTİR RAMAZAN-I ŞERİF, KUR’AN-I KERİMLE YÜZLEŞMEKTİR

Tüm Fotoğraflar    

  25.09.2020
 

25.09.2020..

İzlenme: 7

   
  24.09.2020
 

24.09.2020..

İzlenme: 13

   
  23.09.2020
 

23.09.2020..

İzlenme: 8

   
  22.09.2020
 

22.09.2020..

İzlenme: 18

   
RAMAZAN TOPCAN RAMAZAN TOPCAN
RAMAZAN-I ŞERİF, KUR’AN-I KERİMLE YÜZLEŞMEKTİR
Azmi KANDEMİR Azmi KANDEMİR
RİZE VE RİZELİYİ SEVEN BİR REKTORA İHTİYAÇ OLDUĞUNU BASINDAN ÖĞRENDİM
Orhan Yazıcılar Orhan Yazıcılar
RİZEYE: RİZEYİ VE RİZELİYİ SEVEN BİR REKTÖR LAZIM!...
reşat tula reşat tula
ORDU’DA HARAÇ DÜZENEĞİ Mİ VAR?
B.ALİ KAVALCI B.ALİ KAVALCI
ALMANYA ACI VATAN ADAMA HİÇ GÜLMEYİ

Tüm videolar