Karakter boyutu :
NEME LAZIM BE SULTANIM!

NEME LAZIM BE SULTANIM!

Tarih 01 Mart 2016, 17:45 Editör reşat tula

Kur’an-ı Kerim'in yüz üçüncü suresi asr’a yani zamana yemin ederek başlar. Bu, şunu göstermiştir ki Yüce Rabbimiz [Azze ve Celle] katında Kur’an-ı Kerimin;‘‘asr’’ diye ifade eylediği zaman, çok önemli bir kavramdır.

NEME LAZIM BE SULTANIM!

Kur’an-ı Kerim'in yüz üçüncü suresi asr’a yani zamana yemin ederek başlar. Bu, şunu göstermiştir ki Yüce Rabbimiz [Azze ve Celle] katında Kur’an-ı Kerimin;‘‘asr’’ diye ifade eylediği zaman, çok önemli bir kavramdır. Rabbimiz üzerine yemin ettiğine göre bunun hikmetinin düşünülmesi lazımdır.

Zaman, öyle bir kavram ki telafisi olmayan, geriye dönüşün imkânsız olduğu herkes tarafından bilinen bir gerçek. Asr suresinin 2.ayet-i kerimesinde; ’’ İnsan gerçekten ziyan içerisindedir’’ buyrularak zaman kavramı üzerinde dikkatlerimiz çekilmiş, zaman kavramının içerisini dolduramayan herkesin zarar içerisinde olacağı vurgulanmıştır.

Evet, insan hüsrandadır. Her günümüz ziyanda. Her gün kaybediyoruz. Her geçen dakika bizi kaçınılmaz sonumuza doğru sürüklüyor. Öyle veya böyle bu akıbet bir gün tüm insanlığı kuşatacak. İnsanoğlunun bir sonu olduğu gibi bu dünyanın da bir sonu var elbet. Bunda asla şüphe edilmez. Hiçbir varlık ilelebet baki kalmayacaktır. Baki olan yalnızca Rabbimizdir. [Azze ve Celle] Bu konu Rahman suresinin 27.ayet-i kerimesinde şöyle bildirilir; ‘‘Ancak azamet ve ikram sahibi Rabbinin zatı baki kalacaktır.’’

Hüsrandayız dedik. Her geçen gün keseden yiyor, sermayemizi tüketiyoruz. Peki, yok mudur bunun bir çaresi ya da kurtuluş yolu. Madem dünyamızda büyüklerin ifadesine göre ölüme çare yok. Bunun dışında kalan her şeyin bir çaresi vardır. Öyle ise hüsranı, kurtuluşa çevirmenin bir formülü mutlaka vardır ve de olmalıdır. Bu konuda çareyi konumuz olan asr suresinin 3.ayet-i kerimesinde Rabbimiz [Azze ve Celle] bizlere beyan buyurmuşlardır. Nedir çare deyip hep birlikte Rabbimize [Azze ve Celle] kulak veriyoruz; “Ancak, iman edip de sâlih ameller işleyenler, birbirlerine hakkı tavsiye edenler, birbirlerine sabrı tavsiye edenler başka”

Formül belli. Her şeyde olduğu gibi zamanı faydalı hale dönüştürmek, zaman israfına yol açacak konulardan uzakta kalabilmek için Kur’an-ı Kerim önümüze bir yol haritası koymaktadır; ‘‘ İman, salih amel, hakkı ve sabrı tavsiye’’ İşte bir gün sonlanacak kısa ömrümüzü fesat ve hüsrandan koruyan, maslahat temin eden anahtar kelimeler.

Ben burada büyük ustanın manzum dizeleri ile konumu tenvir etmek istiyorum:

Halik'ın namütenahi adı var en başı Hak, Ne büyük şey kul için Hakk'ı tutup kaldırmak, Hani ashab-ı kiram ayrılalım derlerken, Mutlaka sure-i ve'l-Asr'ı okurlarmış bu neden? Çünkü meknun o büyük surede esrarı felâh, Başta iman-ı hakiki geliyor sonra salâh, Sonra Hak, sonra sebat, işte kuzum insanlık, Dördü birleşti mi yoktur sana hüsran artık.

Asr suresi, Kur’an-ı Kerim üzerinde mütehassıs olmasa da hemen herkes tarafından ezberlenen bir suredir. Bir çırpıda okunan bu sure, lafız bakımında kısa olmasına rağmen mana yönü ile külliyet kesbeden bir anlam hazinesine sahiptir. İmam Şafi Hazretleri; "Kur'an'dan, başka hiçbir sure nazil olmasaydı şu pek kısa sure bile insanların dünya ve ahiret mutluluğunu temin etmeye yeterdi. Bu sure Kur'an'ın bütün öğrettiklerini kucaklıyor." diyerek bu üç ayetin derinliğine temas etmiştir.

Ayrıca yukarıda sunduğum manzum dizelerde Merhum Mehmet Akif; Asr suresi hakkında çoğumuzun bilmediği bir gerçeği de hatırlatmış oluyor. O da Ashab-ı Kiram Efendilerimizin sohbet Meclislerinden ya da her hangi bir topluluktan ayrılırken mutlaka Asr suresini okuyor olmalarıdır. Evet, Peygamber Efendimizin [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]; ‘‘gökteki yıldızlar gibidirler’’ mübarek sözlerinin muhatabı olan altın neslin bu alışkanlığı surenin taşıdığı anlamda gizlidir. Zira çok kısa bir zaman diliminde birkaç cümle ile birine nasihat etmek isterseniz Asr suresi dilinize dolanmalıdır. İnsanoğlu hüsranda kurtuluşu ise imandadır. Bununla beraber salih amel, hakkı (emri bi'l maruf nehyi anil münker) ve sabrı tavsiye etmektedir. Ben buradan siz okuyucu kardeşlerime bir hatırlatma yapmak isterim ki bundan böyle Ashab-ı Kiram Efendilerimizin bu örnek davranışını kendimize mal edelim. Arkadaş Meclislerinden tutun aile Meclislerine kadar sevdiklerimizden ayrılırken bu sureye hayatımızda yer verelim. Geçmişmiş ve geleceğimizi bereketlendirmiş olalım. Şöyle seslenelim bütün dost Meclisinde bulunan kardeşlerimize: ‘‘Bir daha hoş sohbet etmek üzere bir araya gelene kadar şimdilik birbirimizden ayrılıyoruz. Bundan sonra nefsimizle baş başa kalacağız. Kişiliğine ve kulluğuna zara getirme.’’

Mehmed Akif, yukarıda saydığımız bu dört hasleti yaşayanları "...yoktur sana hüsran artık" diyerek müjdeliyor.

Bu kavramlar üzerine kısa bir durmak isterim.

1-İMAN:

İman, ulvi bir gayedir. İman, bir güçtür, kuvvettir. İman, şereftir. İman, ispat ister. Bu iddiayı kimisi hayatıyla, kimisi servetiyle, kimisi de ilmiyle ispat eder. İman etmek aslında işin başıdır. İman, kişiden bir sorumluluk ister. Günlük hayata yansımayan, varlığı hissedilmeyen iman ilerde kendi varlığını bile kaybedebilir. [Allah korusun.]

2-SALİH AMEL:

Allah [Azze ve Celle] rızası gözetilerek yapılan her türlü hayır. Yoldan eza veren bir taşı kaldırmaktan tutun bir yetimin başını okşamaya kadar hepsi salih amel kavramı içerisinde. Salih amelde dikkat edilmesi gereken ana nokta ihlâs ve samimiyettir. Gösteriş için ya da zoraki yapılan amellerin bu bağlamda boşa gideceği, sahibine hiç bir yararının olmayacağı aşikârdır. İnsan suresi 8-11.ayet-i kerimelerde konu hakkında Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor; ‘‘Onlar, seve seve yiyeceği yoksula, yetime ve esire yedirirler. (Yedirdikleri kimselere şöyle derler:) “Biz size sırf Allah rızası için yediriyoruz. Sizden bir karşılık ve bir teşekkür beklemiyoruz.” “Çünkü biz, asık suratlı, çetin bir günden (o günün azabından dolayı) Rabbimizden korkarız.” Allah da onları o günün kötülüğünden korur ve yüzlerine bir aydınlık ve içlerine bir sevinç verir.

3-HAKKIN VE SABRIN TAVSİYESİ:

Kuran-ı Kerimin merkezi kavramlarındandır; ‘‘Hak ve Sabır’’ kelimeleri. Karşımızdaki her kim olursa olsun, makamı, mevkisi ne olursa olsun hakkı tavsiye etmeli, zalime hasım, mazluma hısım olmalıyız. Hak ve sabır Rabbimizin isimlerindendir. Haktan yana tavır koymak, hakkın yanında olmak Allah’ın [Celle Celalühu] yanında olmaktır. Allah’ın [Celle Celalühu] yanında bulunan kişilerdir felaha erenler. Al-i İmran suresi 114.ayet-i kerimede Rabbimiz şöyle

buyuruyor: ‘‘Onlar, Allah’a ve ahiret gününe inanırlar. İyiliği emrederler. Kötülükten men ederler, hayır işlerinde birbirleriyle yarışırlar. İşte onlar salihlerdendir.’’

Üzülerek ifade edeyim ki günümüz dünyasında iyiliği ve hakkı tavsiye etme ihlal edilmiş, dumura uğratılmıştır. ‘‘Beni ısırmayan yılan bin yaşasın, Kıl beşini bil işini’’ gibi inancımızı etkisizleştiren kavramlar dünyamızda yol belirleyici olmuştur. Sabır, unutulunca 21.asırda İnsanların birbirlerine tahammülleri kalmamış, küçük hatalardan bile büyük problemler üretir olmuştur. Dünyamızda cereyan eden olaylar sabrın ne büyük bir silah olduğunu bizlere göstermiştir. Dünyaları kararmış olan kardeşlerimiz bir anlık öfkenin kurbanı olmuştur. Manevi mesuliyetten yoksun insanların acaba ne tepki alırım gibi düşünceler beyinlerini kemirir oldu. Unutmayalım sadece ailelerin değil toplumların bile yıkılmasının asıl sebeplerinden biridir; neme lazımcılık.

Konumu tarihi bir vakıa ile bitirmek istiyorum;

Günün birinde Kanuni Sultan Süleyman, en yüksek duruma getirmiş olduğu devletin akıbetini hayal eder, günün birinde “Osmanoğulları da inişe geçer çökmeye yüz tutar mı?” diye derin derin düşünmeye başlar. Bu gibi soruları çoğu zaman sütkardeşi meşhur âlim Yahya Efendi’ye sorduğundan bunu da sormaya niyet eder. Güzel bir hatla yazdığı mektubu keşfine inandığı Yahya Efendi’ye gönderir. “Sen ilahî sırlara vâkıfsın. Kerem eyle de bizi aydınlat. Bir devlet hangi halde çöker? Osmanoğulları’nın akıbeti nasıl olur? Bir gün olur da izmihlâle uğrar mı?” şeklinde mektubunu gönderir.

Güzel bir hatla yazılmış mektubu okuyan Yahya Efendi’nin cevabı bir bakıma çok kısa, bir bakıma içinden çıkılmaz bir hâl alır:

“Neme lâzım be Sultanım!”

Topkapı Sarayı’nda bu cevabı hayretle okuyan Sultan, bir mana veremez. Yahya Efendi gibi bir zatın böylesine basit bir cevapla işi geçiştireceğini pek düşünmez. Söylenmeye başlar: “Acaba bilmediğimiz bir mana mı vardır bu cevapta?” Nihayet kalkar, Yahya Efendi’nin Beşiktaş’taki dergâhına gelir. Sitem dolu sorusunu tekrar sorar:

“Ağabey ne olur mektubuma cevap ver. Bizi geçiştirme, soruyu ciddiye al!”

“Sultanım sizin sorunuzu ciddiye almamak kabil mi? Ben sorunuzun üzerine iyice düşündüm ve kanaatimi de açıkça arz ettim.”

“İyi ama bu cevaptan bir şey anlamadım. Sadece “neme lâzım be Sultanım!” demişsiniz. Sanki “Beni böyle işlere karıştırma” der gibi bir anlam çıkarıyorum.”

“Sultanım! Bir devlette zulüm yayılsa, haksızlık şayi olsa, işitenler de “neme lâzım” deyip uzaklaşsalar, sonra koyunları kurtlar değil de çobanlar yese, bilenler bunu söylemeyip sussa. Fakirlerin, muhtaçların, yoksulların, kimsesizlerin, feryadı göklere çıksa da bunu da taşlardan başkası işitmese, işte o zaman devletin sonu görünür. Böyle durumlardan sonra devletin hazinesi boşalır, halkın itimâd ve hürmeti sarsılır. Asayişe itaat hissi gider, halkta hürmet duygusu yok olur. Çöküş ve izmihlâl de böylece mukadder hâle gelir...”

Bunları dinlerken ağlamaya başlayan koca sultan, söyleneni başını sallayarak tasdik eder, sonra da kendisini böyle ikaz eden bir âlime memleketinin sahip olduğu için Allah’a şükreder. Yahya Efendi'ye ise bu tür tembihlerini mutlaka söylemesi gerektiğini anlatır.

Selam ve dua ile…

Ramazan TOPCAN

Balıkesir İl Müftü Yardımcısı


Eğitim

ÇOCUK EĞİTİMİNDE YAPILAN HATA VE İHMALLERİN TELAFİSİ OLMADIĞI GİBİ FATURASI DA ÇOK AĞIR OLUR

ÇOCUK EĞİTİMİNDE YAPILAN HATA VE İHMALLERİN TELAFİSİ OLMADIĞI GİBİ FATURASI DA ÇOK AĞIR OLUR ÇOCUK EĞİTİMİNDE YAPILAN HATA VE İHMALLERİN TELAFİSİ OLMADIĞI GİBİ FATURASI DA ÇOK AĞIR OLUR

RAMAZAN-I ŞERİF, KUR’AN-I KERİMLE YÜZLEŞMEKTİR

RAMAZAN-I ŞERİF, KUR’AN-I KERİMLE YÜZLEŞMEKTİR RAMAZAN-I ŞERİF, KUR’AN-I KERİMLE YÜZLEŞMEKTİR

Tüm Fotoğraflar    

  04.12.2020
 

04.12.2020..

İzlenme: 3

   
  03.12.2020
 

03.12.2020..

İzlenme: 8

   
  02.12.2020
 

02.12.2020..

İzlenme: 19

   
  01.12.2020
 

01.12.2020..

İzlenme: 14

   
RAMAZAN TOPCAN RAMAZAN TOPCAN
RAMAZAN-I ŞERİF, KUR’AN-I KERİMLE YÜZLEŞMEKTİR
Azmi KANDEMİR Azmi KANDEMİR
RİZE VE RİZELİYİ SEVEN BİR REKTORA İHTİYAÇ OLDUĞUNU BASINDAN ÖĞRENDİM
Orhan Yazıcılar Orhan Yazıcılar
RİZEYE: RİZEYİ VE RİZELİYİ SEVEN BİR REKTÖR LAZIM!...
reşat tula reşat tula
ORDU’DA HARAÇ DÜZENEĞİ Mİ VAR?
B.ALİ KAVALCI B.ALİ KAVALCI
ALMANYA ACI VATAN ADAMA HİÇ GÜLMEYİ

  •  
  •  
  •  

  • Bugün haber eklenmedi.

  • Son 7 gün haber eklenmedi.

  • Bu ay haber eklenmedi.

Tüm videolar