Karakter boyutu :
VEFAKÂRLIK FERT VE TOPLUM İÇİN VAZGEÇİLMEZ AHLÂKÎ BİR DEĞERDİR

VEFAKÂRLIK FERT VE TOPLUM İÇİN VAZGEÇİLMEZ AHLÂKÎ BİR DEĞERDİR

Tarih 31 Mart 2016, 18:12 Editör reşat tula

Sözlükte "bir şeyi yerine getirmek, sözünde durmak, bağlılık" gibi anlamlara gelen vefa, ahlâkî bir terim olarak, görülen iyilikleri unutmama, iyilikte bulunanlara misliyle veya daha fazlasıyla karşılık verme demektir.

VEFAKÂRLIK FERT VE TOPLUM İÇİN VAZGEÇİLMEZ AHLÂKÎ BİR DEĞERDİR

Sözlükte "bir şeyi yerine getirmek, sözünde durmak, bağlılık" gibi anlamlara gelen vefa, ahlâkî bir terim olarak, görülen iyilikleri unutmama, iyilikte bulunanlara misliyle veya daha fazlasıyla karşılık verme demektir. Vefalı davrananlara vefakâr denir. En büyük vefakârlık, Yüce Rabbimize karşı olmalıdır. İnsanın Yüce Allah’ı tanıması, verdiği nimetlerin kıymetini bilmesi ve O’na karşı kulluk görevlerini yerine getirmesi vefakârlığın bir tezahürüdür. Vefakârlığın zıddı nankörlüktür. Nankörlük ise; iyiliğin kadrini bilmemek veya iyiliğe kötülükle karşılık vermektir. En büyük nankörlük de kulun Rabbini inkâr etmesi, O’nun yüceliğini tanımamasıdır.

Vefa, iman ve ahlak ile yakından ilgili bir haslettir. Araf suresi 172. ayet-i kerimede beyan edildiği üzere; “Hani Rabbin (ezelde) Âdemoğullarının sulplerinden zürriyetlerini almış, onları kendilerine karşı şahit tutarak, "Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" demişti. Onlar da, "Evet, şahit olduk (ki Rabbimizsin)" demişlerdi. Böyle yapmamız kıyamet günü, "Biz bundan habersizdik" dememeniz içindir.” İnsan, iman etmekle ruhlar âleminde Yüce Allah’ın; “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” sualine; “Evet” diye cevap vererek yaptığı ikrarına bu dünyada gösterdiği sadakat ve vefakârlıktır. Bundan dolayı vefakârlık Müslüman olmanın bir gereğidir.

Vefa; toplumsal hayatta sevginin, saygının, güvenin, dostluğun ve sadakatin kaynağıdır. Ailevî ve toplumsal huzurun vazgeçilmez temel taşlarından biridir. Vefa, insanın maneviyatına seviye kazandıran, insanın değer ve faziletini artıran, ahlâkını güzelleştiren manevî bir özelliktir.

Allah’a teslimiyetin alameti olan vefakârlık, aynı zaman da peygamberlerin de temel özelliklerinden biridir. Zira istisnasız bütün peygamberler hem Allah’a, hem de tüm varlığa karşı son derece vefalı davranan mümtaz şahsiyetlerdir. Nitekim Kur’an’da, Allah elçilerinin o eşsiz vefakârlıklarından bahsedilir. Mesela Necm suresi 37. ayet-i kerimede, ağır imtihanlara tabi tutulan, ancak karşılaştığı tüm zorluklara rağmen Allah’a teslimiyetinde bir eksilme meydana gelmeyen Hazret-i İbrahim (a.s.)’dan; “çok vefakâr olan İbrahim” diye söz edilir.

KİMLERE VEFA GÖSTERİLMELİDİR:

YÜCE ALLAH’A VEFA:

İnsan, en başta yaratan, yaşatan ve sayısız nimetlerle donatan Cenâb-ı Hakk’a karşı vefakâr olmalıdır. Bu da ancak O’nun emir ve yasaklarına uymakla mümkün olur. İnsan, Allah’a karşı vefakâr olmakla elest bezminde Allah’a verdiği sözü tutmuş, ikrarına sadakat göstermiş olur. Rabbine karşı vefakâr olan tabiatıyla kullarına da vefakâr davranır. Aksi takdirde “insanlara teşekkür etmeyen Allah’a şükretmemiş olur” düsturunca Yüce Rabbimizin kullarına vefasızlık eden kimsenin Allah’a olan vefası da eksik kalır.

PEYGAMBER (S.A.S.) EFENDİMİZE VEFA:

Bizlere huzurun, mutluluğun ve kurtuluşun yollarını gösteren, biz ümmetine çok düşkün, şefkatli ve merhametli olan sevgili Peygamberimiz Hazret-i Muhammed (s.a.s.) Efendimize de vefakâr olmalıyız. Bu vefamızı da O’nu canımızdan bile çok sevmek ve O’na itaat etmekle gösterebiliriz. Ahzab suresi 6. ayet-i kerimede inananların Hazret-i Peygamber (s.a.s.) Efendimize olan muhabbet ve alakası şöyle ifade edilmektedir:“Peygamber, mü’minlere kendi canlarından önce gelir.”

ANNE BABAMIZA VE AKRABALARIMIZA VEFA:

Bilindiği üzere Allah ve Resulü’nden sonra en fazla vefa borçlu olduğumuz insanlar anne babamızdır. Çünkü üzerimizde en fazla hakkı bulunan insanlar onlardır. Nitekim İsra suresi 23-24.ayet-i kerimelerde Yüce Allah’a kulluktan sonra ana-babaya iyilik emredilmekte, özellikle yaşlılık dönemlerinde onlara güzel muamele edilmesi gerektiği vurgulanmaktadır. “Rabbin, kendisinden başkasına asla ibadet etmemenizi, anaya-babaya iyi davranmanızı kesin olarak emretti. Eğer onlardan biri, ya da her ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına ulaşırsa, sakın onlara "öf!" bile deme; onları azarlama; onlara tatlı ve güzel söz söyle. Onlara merhamet ederek tevazu kanadını indir ve de ki: "Rabbim!, Tıpkı beni küçükken koruyup yetiştirdikleri gibi sen de onlara acı."

Anne babalarımız iyilik yapmaya en layık insanlardır. Onlara saygı ve hürmette kusur etmek, iyilik ve ikramda bulunma konusunda ihmalkâr davranmak Allah Resulü’nün ifadesiyle en büyük vefasızlıktır. İbn-i Mace’de anlatıldığı üzere Hazret-i Peygamber (s.a.s.) Efendimiz, henüz küçük bir çocuk olan Hazret-i Numan bin Beşir’e annesine götürmesi için bir salkım üzüm vermişti. Hazret-i Numan, üzümü annesine götürmeyip kendisi yemişti. Bu durumu öğrenen Hazret-i Peygamber (s.a.s.) Efendimiz, onun bu yaptığını; “vefasızlık” olarak nitelendirmiştir.

Anne babanın vefatından sonra onların dostlarına iyilik de vefanın gereğidir. Müslim’de yer alan bir başka hadis-i şerifte ise Peygamber (s.a.s.) Efendimiz, baba dostlarının ve yakınlarının görüp gözetilmesinin de babaya iyilik ve vefakârlık olduğunu bildirmiştir.

Yine akrabalarla olan münasebetleri devam ettirerek onlara karşı da vefakârlık gösterilmelidir. Çünkü yakın-uzak bütün akrabalara ilgi ve alaka göstermek dinî bir görevdir. Akrabalık bağlarını kesmek ise vefasızlıktır.

İSLAM’A HİZMET EDENLERE VE BÜYÜKLERİMİZE VEFA:

Yüce dinimiz İslam’a canla başla hizmet eden sahabe-i kiram efendilerimiz başta olmak üzere, bizlere dinimizi, imanımızı, kitabımızı öğreten ilim ustalarına, hocalarımıza, büyüklerimize, din, vatan ve mukaddesat için canlarını feda eden aziz şehitlerimize ve kahraman gazilerimize de vefa borcumuzu ödemeliyiz. Her

zaman ve her yerde onları rahmetle ve minnetle yâd etmeli, ruhlarına Fatihalar göndermeliyiz.

EFENDİMİZDEN VEFA ÖRNEKLERİ:

Peygamber (s.a.s.) Efendimizin hayatı baştan sona vefanın zirvesini teşkil eden en güzel örneklerle doludur. Zira O, kendisine yapılan büyük küçük hiç bir iyiliği unutmaz, gerek şahsına gerekse davasına iyiliği dokunan herkese karşı gönlünde hep vefa duygusuyla yaşardı.

Peygamber (s.a.s.) Efendimiz, daha doğmadan yitirdiği babasını ve çok küçük yaşta kaybettiği annesini hiç unutmamış, onların yokluğunu her zaman yüreğinde hissetmiştir. Anne babasına karşı vefakâr bir evlat olduğunu her fırsatta göstermiştir. Medine’de Adiyy bin Neccar oğullarının evlerini görünce anne babasının hatıraları gözünde canlanmış ve “İşte annemle beraber burada konakladık, babam Abdullah’ın kabri de şu evdedir.” diyerek hüzünlenmiştir. Yine Peygamber (s.a.s.) Efendimiz, Hudeybiye umresi için Mekke’ye giderken Ebva’ya uğramış ve annesinin kabrini ziyaret etmiştir. Kabri eliyle düzelten Hazret-i Peygamber (s.a.s.) Efendimiz, annesinin kendisine olan şefkat ve merhametini hatırlayıp ağlamıştır.

Vefa timsali sevgili Peygamberimiz, yetişip büyümesinde emeği geçen kadınlara da annesinin şahsında son derece vefakâr davranmış, onlara en güzel saygı ve hürmeti göstermiştir. Peygamber (s.a.s.) Efendimiz, doğduğunda kendisini bir hafta kadar emzirmiş olan amcası Ebu Leheb’in cariyesi Süveybe’ye ve sütannesi Halime Hatun’a hayatı boyunca çok saygı göstermiş, iyilik ve ihsanlarda bulunmuştur.

Yine Hazret-i Peygamber (s.a.s.) Efendimiz, amcası Ebu Talib’in hanımı Fatma Hatun’a da vefakâr davranmıştır. Zira bu hanım, sekiz yaşında bir çocuk iken evine gelen Hazret-i Peygamber (s.a.s.) Efendimizi bağrına basmış ve O’na öz oğlu gibi davranmıştı. Hazret-i Peygamber (s.a.s.) Efendimiz, bir anne gibi kendisine şefkat gösteren Fatma Hatun’a ömrü boyunca hürmet göstermiş, öldüğünde ardından gözyaşı dökmüş ve “Annem öldü” ifadesini kullanmıştır.

Sevgili Peygamberimiz (s.a.s.), ilk eşi Hazret-i Hatice Validemize ömrünün sonuna kadar hep vefa göstermiş, onu daima sevgiyle ve saygıyla yâd etmiştir. Çünkü Hazret-i Hatice Validemiz, İslam’a davete başladığında Peygamber (s.a.s.) Efendimize ilk defa o inanmış, hayatının en zor dönemlerinde kendisine maddî ve manevî her yönden destek olmuştur. Peygamber Efendimiz bu vefakâr eşini vefatından sonra hiç unutmamıştır.

Hazret-i Aişe Validemizin anlattığına göre Sevgili Peygamberimiz, Hazret-i Hatice Validemizden çok bahseder, “Hatice şöyleydi, Hatice böyleydi. Üstelik benim ondan çocuklarım var, derdi.” Efendimiz (s.a.s.), onun arkadaşlarına ve

yakınlarına da özel bir ilgi gösterir ve şöyle buyururdu: “Şüphesiz ahde güzel bir şekilde vefa göstermek imandandır.”

Allah Resulü (s.a.s.)Efendimiz yine peygamberliğinin ilk gününden itibaren hep yanında olan, başkaları O’nu yalanlarken hiç tereddüt etmeden tasdik eden, en büyük destekçisi, çilelerle dolu hicret yolculuğunda yol arkadaşı olan Hazret-i Ebu Bekir (r.a.)’e gösterdiği vefakârlık ile bize örnek olmuştur. Bir gün ashabına hitaben; “Şüphesiz ki Allah, beni size peygamber göndermişti. Bunu size tebliğ ettiğimde hiçbiriniz beni tasdik etmemiştiniz. Hâlbuki Ebu Bekir, “Doğru söyledin” diyerek beni tasdik etmiş ve bana canıyla malıyla yar ve yardımcı olmuştu. Buyurarak ona verdiği değeri ifade etmiştir.

Peygamber (s.a.s.) Efendimiz, sadece kendisine yapılan iyiliklere karşı vefakârlık yapmakla kalmamış, İslam’a faydası dokunan herkese karşı özel bir vefakârlık örneği sergilemiştir. Bu konuda da bir kaç misal vermek istiyorum:

Medine’den gelen bir heyet Akabe’de Hazret-i Peygamber (s.a.s.) ile buluştular ve O’nu Medine’ye davet ettiler. Hazret-i Peygamber (s.a.s.) de Medine’lilerin bu davetini kabul etti. Ancak Medineliler ileride Allah Resulü’nün tekrar Mekke’ye geri dönmesinden endişe duyuyorlardı. Şöyle dediler: “Allah Sana tekrar kavmine dönecek güç ve kuvveti verirse, Senin onlara dönüp bizi bırakmandan endişe ederiz.” Bunun üzerine vefa abidesi Efendimiz (s.a.s.); “Kanınız kanım, mezarlığınız mezarımdır. Ben sizdenim, siz de bendensiniz. Düşmanlarınız düşmanım, dostlarınız dostumdur.” buyurarak onları asla terk etmeyeceğinin teminatını verdi. Peygamber (s.a.s.) Efendimiz verdiği bu söze sadık kaldı. Kendisine ve Mekke’li Müslümanlara kucak açan Medine’lilerin yaptıkları fedakârlıkları hiçbir zaman unutmadı. Mekke’nin fethi gerçekleştiği halde vefakârlığını gösterdi ve doğup büyüdüğü şehir olan Mekke’ye geri dönmedi. Medine’de yaşadı ve orada vefat etti, kabr-i şerifi de oradadır.

Mekke’li müşriklerin zulüm ve baskılarından kaçıp ülkesine sığınan Müslümanları himaye eden, onları ülkesinde ağırlayan Habeşistan Kralı Necaşi’nin gönderdiği heyet, bir gün Hazret-i Peygamber (s.a.s.) Efendimizi ziyarete gelmişti. Hazret-i Peygamber (s.a.s.), güzel bir vefakârlık örneği sergileyerek onlara bizzat kendisi hizmet etti. Ashab-ı kiram bu hizmeti kendileri yapmak isteyince Allah Resulü (s.a.s.) şöyle buyurdu: “Onlar benim ashabıma iyilik yaptılar, ben de bizzat onlara iyilik yapmak istiyorum.”

Sevgili Peygamberimizin hayatından derlediğimiz bu eşsiz vefa örnekleri ancak deryada bir damla misalidir. Efendimiz (s.a.s.), bütün hayatı boyunca sergilediği nice emsalsiz vefakârlık örnekleri ile bizlere en küçük iyilikler için dahi vefa gösterilmesi gerektiğini öğretmiştir. Hazret-i Peygamber (s.a.s.) Efendimiz, vefasızlığın insanın itibarını düşüren kötü bir haslet olduğuna dikkat çekmiş ve vefasızların kıyamet günü teşhir edileceğini haber vermiştir: “Kıyamet günü her

vefasız kişinin, vefasızlığının bir göstergesi olarak bir bayrağı olacak ve vefasızlığı ölçüsünde o bayrak yükseltilecektir.”

Görüldüğü gibi, vefakârlık fert ve toplum için vazgeçilmez ahlâkî bir değerdir. Öyleyse; gönüllerimize vefa duygusunu yerleştirmeli, herkese karşı son derece kadirşinas ve vefakâr olmalıyız.

Selam ve dualarla….

Ramazan TOPCAN

Balıkesir İl Müftü Yardımcısı


Eğitim

ÇOCUK EĞİTİMİNDE YAPILAN HATA VE İHMALLERİN TELAFİSİ OLMADIĞI GİBİ FATURASI DA ÇOK AĞIR OLUR

ÇOCUK EĞİTİMİNDE YAPILAN HATA VE İHMALLERİN TELAFİSİ OLMADIĞI GİBİ FATURASI DA ÇOK AĞIR OLUR ÇOCUK EĞİTİMİNDE YAPILAN HATA VE İHMALLERİN TELAFİSİ OLMADIĞI GİBİ FATURASI DA ÇOK AĞIR OLUR

RAMAZAN-I ŞERİF, KUR’AN-I KERİMLE YÜZLEŞMEKTİR

RAMAZAN-I ŞERİF, KUR’AN-I KERİMLE YÜZLEŞMEKTİR RAMAZAN-I ŞERİF, KUR’AN-I KERİMLE YÜZLEŞMEKTİR

Tüm Fotoğraflar    

  19.09.2020
 

19.09.2020..

İzlenme: 25

   
  18.09.2020
 

18.09.2020..

İzlenme: 28

   
  17.09.2020
 

17.09.2020..

İzlenme: 35

   
  16.09.2020
 

16.09.2020..

İzlenme: 30

   
RAMAZAN TOPCAN RAMAZAN TOPCAN
RAMAZAN-I ŞERİF, KUR’AN-I KERİMLE YÜZLEŞMEKTİR
Azmi KANDEMİR Azmi KANDEMİR
RİZE VE RİZELİYİ SEVEN BİR REKTORA İHTİYAÇ OLDUĞUNU BASINDAN ÖĞRENDİM
Orhan Yazıcılar Orhan Yazıcılar
RİZEYE: RİZEYİ VE RİZELİYİ SEVEN BİR REKTÖR LAZIM!...
reşat tula reşat tula
ORDU’DA HARAÇ DÜZENEĞİ Mİ VAR?
B.ALİ KAVALCI B.ALİ KAVALCI
ALMANYA ACI VATAN ADAMA HİÇ GÜLMEYİ

Tüm videolar