Karakter boyutu :
AYAĞINA DİKEN BATMASINA BİLE GÖNLÜM RAZI OLMAZ

AYAĞINA DİKEN BATMASINA BİLE GÖNLÜM RAZI OLMAZ

Tarih 01 Nisan 2016, 17:53 Editör reşat tula

Bir duygu çeşidi olan sevgi, birçok anlamı içinde barındıran bir kavramdır.

AYAĞINA DİKEN BATMASINA BİLE GÖNLÜM RAZI OLMAZ

Bir duygu çeşidi olan sevgi, birçok anlamı içinde barındıran bir kavramdır.

Sevgi; bütün olmaktır.

Sevgi; kalpleri birleştirmektir.

Sevgi; bir olmaktır.

Sevgi; insanın yaratılıştan sahip olduğu ulvî bir duygudur. İnsanoğlu sahip olduğu bu fıtrî duygu ile insanları, bitkileri, hayvanları, tabiatı kısaca canlı-cansız tüm varlıkları sever. Sevgi kavramı göreceli bir kavramdır. Kendi içerisinde dereceleri ve çeşitleri vardır. Sevginin en yüce mertebesi; tüm güzelliklerin ve iyiliklerin yaratıcısı olan ve bunları Yüce Zatında toplayan Hazret-i Allah’ı sevmektir. Dinimize göre gerçek sevgi, ancak Allah sevgisidir. Yüce Rabbimizden sonra sevilmeye en layık kimse ise; Allah’ın âlemlere rahmet olarak gönderdiği Peygamberimiz; Hazret-i Muhammed (s.a.s.) Efendimizdir.

Bir mü’min için hiçbir kimse, hiçbir dünyevî arzu ve menfaat Allah ve Resulü’nden daha önemli ve değerli değildir, olmamalıdır. Bu nedenle mü’min, hiçbir sevgiyi Allah ve Resulü’nün sevgisinden, Allah ve Resulü’nün değer verdiklerinin sevgisinden daha üstün tutamaz, tutmamalıdır. Zira Tövbe suresi 24. Ayet-i kerimede; bir mü’min için hiçbir kimsenin, hiçbir dünyevî menfaatin Allah ve Resulü’nden daha önemli ve değerli olamayacağı vurgulanmaktadır. “De ki: Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, hısım-akrabanız, kazandığınız mallar, durgunluğa uğramasından endişe ettiğiniz ticaretiniz ve hoşlandığınız meskenler size Allah’tan, peygamberinden ve O’nun yolunda cihaddan daha sevimli ise, artık Allah buyruğunu (kıyameti) gerçekleştirinceye kadar bekleyin. Allah günaha saplanmış kimseleri hidayete erdirmez.”

Hazret-i Peygamber (s.a.s.) Efendimizi sevmek, mü’min olmanın bir gereği olduğu gibi ayni zamanda da bir insanlık görevidir. Zira Hazret-i Peygamber (s.a.s.) Efendimiz, hayatı boyunca insanlığın kurtuluşu ve hidayeti için mücadele etmiş, bu uğurda türlü eza, cefa ve meşakkatlere maruz kalmıştır. Bundan dolayıdır ki, bütün bir insanlık O’na şükran borçludur.

Bırakın bir peygamberi bir insana bile yapılması uygun olmayan davranışlar Efendimize yapılmış, hatta o çok sevdiği, doğumuna şahitlik etmiş olan Mekke’sinden bile çıkarılmak zorunda kalmış idi. Fakat Efendimiz, kendisine reva görülen bu nev’i eza-cefa ve sıkıntılara hiç aldırış etmemiş ümmetine olan düşkünlüğü nedeni ile onların ızdırablarını dindirebilmek, dertlerine çare

bulabilmek için elinden gelen her türlü gayreti göstermiştir. Sadece bu dünyada mı? Hayır. Bu dünyada bizim kurtuluşumuz için çaba gösterdiği gibi hesap günü de bizlere şefaat etmek, bizim affımız ve cehennemden kurtuluşumuz için de secdeye kapanıp Yüce Allah’a yalvaracaktır.

Hazret-i Peygamber (s.a.s.) Efendimiz ile mü’minler arasında güçlü bir sevgi ve yakınlık bağı bulunmaktadır. Ahzab suresi 6. ayet-i kerimede bu yakınlık şöyle ifade edilmektedir: “Peygamber, mü’minlere kendi canlarından daha önce gelir...” Hazret-i Peygamber (s.a.s.) Efendimiz de, “Hiçbir mü’min yoktur ki, ben ona, dünyada ve ahirette insanların en yakını olmayayım...” buyurmuştur.

Mü’minlerin Hazret-i Peygamber (s.a.s.) Efendimize gösterdikleri sevgi ve yakınlığın ölçüsü de Buhari'deki bir hadis-i şerifte şöyle açıklanmıştır: “Nefsim kudret elinde olan Allah’a yemin olsun ki, sizden biriniz, ben kendisine; anasından, babasından, evladından ve bütün insanlardan daha sevimli olmadıkça hakiki manada iman etmiş olamaz.”

Peygamber (s.a.s.) Efendimiz, kendisine; “Ey Allah’ın Resulü! Sen bana, nefsim hariç her şeyden daha fazla sevimlisin” diyen Hazret-i Ömer (r.a.) Efendimizi: “Hayır ya Ömer! Nefsim elinde olan Allah’a yemin olsun ki; sen, beni nefsinden de daha fazla sevmedikçe gerçek iman etmiş olamazsın” buyurarak uyarmıştır. Hazret-i Ömer (r.a.) Efendimizin bu defa: “Vallahi şimdi sen bana nefsimden de daha sevimlisin” demesi üzerine Hazret-i Peygamber (s.a.s.) Efendimiz; “Şimdi imanın kemale ermiştir ya Ömer” buyurmuştur.

Kur’an’da ve Sünnet’te peygamber sevgisinin bu kadar vurgulanmasının birçok sebep ve dayanağı vardır; O’nu Allah sevmiştir, bu sebeple kendisine “habibullah” (Allah’ın sevgilisi) denilmiştir.

Yüce Allah, sevgili Peygamberimiz (s.a.s.) Efendimize büyük değer vermiş, O’na itaati kendine itaatin şartı saymıştır. Kur’an-ı Kerim’de diğer peygamberlere isimleriyle hitap ettiği halde Efendimiz (s.a.s.)’e “Ey Muhammed” gibi hitaplarda bulunmamıştır. Sadece bu kadar mı? Hayır. Bizleri de kutlu elçisine karşı edepli olmamız konusunda Nur suresi 63. ayet-i kerime ile uyarmıştır: “(Ey müminler!) Peygamber’i, kendi aranızda birbirinizi çağırır gibi çağırmayın.”

Hucurat suresi 2. ayet-i kerimede ise;; “Ey iman edenler! Seslerinizi, Peygamber’in sesinin üstüne yükseltmeyin. Birbirinize bağırdığınız gibi, Peygamber’e yüksek sesle bağırmayın, yoksa siz farkına varmadan işledikleriniz

boşa gider.” buyrularak O’nu görme bahtiyarlığına erişen Ashab-ı Kirama Efendimizin yanında edepli ve saygılı olmaları emredilmiştir.

Ahzap suresi 56. Ayet-i kerimede; “Şüphesiz Allah ve melekleri Peygamber’e salât ediyorlar. Ey iman edenler! Siz de ona salât edin, selam edin.” buyrularak, Yüce Allah’ın ve meleklerin Hazret-i Peygamber (s.a.s.) Efendimize önem ve değer verdiği bildirilmiş, bizlere de ümmeti olduğumuz Hazret-i Muhammed (s.a.s.) Efendimize salâtü selam getirmemiz, O’na önem ve değer vererek yolunu ve izini takıp etmek emredilmiştir. Öyleyse; Efendimiz (s.a.s.)’e sevgimizin gereği ve bir şükran nişanesi olarak her fırsatta salatü selam getirmeliyiz.

Ayet-i kerime ve hadis-i şeriflere baktığımızda; Hz. Peygamber (s.a.s.)’i samimi duygularla sevmeden ve O’na itaat etmeden Allah’ı gerçek anlamda sevmenin mümkün olmadığını anlamaktayız. Âl-i İmran suresi 31. Ayet-i kerimede; “De ki: "Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah çok bağışlayıcı, çok esirgeyicidir." Buyrulmaktadır. Zira sevdiğinin sevdiğini sevmek, sevginin en açık alametidir. O halde; Allah’ın Resulüne karşı gereken sevgi ve saygıyı göstermeliyiz. Bu sevgi sözden ibaret kalmamalıdır. O’na tabi olmalı, sünnetini hayatımıza tatbik etmeliyiz.

Hazret-i Peygamber (s.a.s.) Efendimizi sevmenin eşsiz örneklerini O’nun sahabelerinin hayatında görmekteyiz. Çünkü onlar, Hazret-i Peygamber (s.a.s.) Efendimizi herkesten ve her şeyden fazla sevmişlerdir, O’na derin bir saygı ile bağlanmışlardır. Her konuda O’nu kendi nefislerine, ailelerine ve her türlü dünyalık menfaate tercih etmişlerdir. Peygamber (s.a.s.) Efendimizi canları pahasına korumuşlar, O’na bir zarar gelmesine hatta ayağına bir diken batmasına bile gönülleri asla razı olmamıştır.

Hazret-i Zeyd bin Desine (r.a.) ve Hazret-i Hubeyb (r.a.) müşriklerin eline esir düşmüşlerdi. Bu iki güzide sahabeye çeşitli işkenceler yapan müşrikler onlara: “Hayatınızın kurtulmasına karşılık şimdi sizin yerinizde peygamberinizin olmasını ister miydiniz?” diye bir soru yönelttiler. Hazret-i Hubeyb (r.a.)’in verdiği cevap ashabın Peygamber (s.a.s.) Efendimize duyduğu muhabbeti özetlemeye yetecek nitelikteydi: “Değil Allah Resulü’nün benim yerime burada eziyet çekmesini istemek, Medine’de ayağına diken batmasına bile gönlüm razı olmaz.” Bu anlamlı cevap karşısında şaşıran müşriklerin reisi Ebu Süfyan şunları söyler: “Hayret doğrusu! Ben, dünyada Muhammed’in ashabının O’nu sevdiği kadar önderlerini seven başka bir topluluk asla görmedim.”

Evet, Ebu Süfyan doğru söylemiştir. Yaşlı dünyamız hiçbir beşerin Hazret-i Muhammed (s.a.s.) kadar sevildiğine şahit olmamış, bundan sonra da olmayacaktır. Hazret-i Ali (r.a.) de ashabın Hazret-i Peygamber sevgisini, “Resulullah’ı susuz bir insanın suya hasreti gibi severdik” sözleriyle ifade etmiştir.

Her mü’minin gönlünde cennette Hazret-i Peygamber (s.a.s.) ile beraber olmak arzusu vardır. Bu arzunun gerçekleşmesi ise Efendimiz (s.a.s.)’i sevmeye ve O’nun yoluna tabi olmaya bağlıdır. Nitekim Hazret-i Peygamber (s.a.s.) Buhari’deki bir hadis-i şerifte; “Kişi sevdiği ile beraberdir” buyurarak, kişinin ancak sevdikleriyle beraber olabileceğini haber vermiştir.

Sahabeden bir adam Allah Resulüne gelerek, “Kıyamet ne zamandır?” diye sordu. Efendimiz (s.a.s.) de ona,“Kıyamet için ne hazırladın” diye karşılık verdi. Adam, “Allah ve Resulünün sevgisini” diye cevap verince Peygamber Efendimiz (s.a.s.) “Öyleyse sen sevdiğinle beraber olacaksın” buyurdular.”

Allah Resulünün; “herkesin sevdiğiyle beraber olacağı” nı bildiren bu mübarek sözü ahirette de O’nunla beraber olmayı gönülden arzu eden ashab-ı kiram efendilerimizi derin bir sevince boğmuştur. Onlardan sonra gelen bütün mü’minler gibi bugün bizler de Efendimiz (s.a.s.)’in bu müjdesiyle teselli bulmakta, hesapların görüldüğü mahşer yerinde şefaatini ve cennette O’nunla birlikte olmayı ümit etmekteyiz.

Zira “Ümmetim içinde beni en çok sevenlerin bir kısmı benden sonra gelenler arasından çıkacaktır. Onlar beni görebilmek için mallarını ve ailelerini feda etmek isteyeceklerdir.” buyuran Sevgili Peygamberimiz (s.a.s.) ahir zamanda da kendisini büyük bir aşkla sevecek insanların geleceğini haber vermiştir.

Gerçekten de asr-ı saadetten günümüze kadar mü’min gönüllerde Hazret-i Peygamber (s.a.s.) sevgisi hiç eksik olmamıştır. Özellikle necip milletimiz Hazret-i Peygamber (s.a.s.) Efendimize derin bir sevgiyle bağlanmıştır. Nice Peygamber sevdalısı gözü yaşlı âşıklar, muhabbet ve hasret duygularını yazı ve şiire dökmüşlerdir. Böylece kültürümüzde “Peygamber Edebiyatı” adı altında pek çok edebî eser meydana gelmiştir.

Şefaatinde buluşma duası ile….

Selam ve dualarla…..

Ramazan TOPCAN


Eğitim

ÇOCUK EĞİTİMİNDE YAPILAN HATA VE İHMALLERİN TELAFİSİ OLMADIĞI GİBİ FATURASI DA ÇOK AĞIR OLUR

ÇOCUK EĞİTİMİNDE YAPILAN HATA VE İHMALLERİN TELAFİSİ OLMADIĞI GİBİ FATURASI DA ÇOK AĞIR OLUR ÇOCUK EĞİTİMİNDE YAPILAN HATA VE İHMALLERİN TELAFİSİ OLMADIĞI GİBİ FATURASI DA ÇOK AĞIR OLUR

RAMAZAN-I ŞERİF, KUR’AN-I KERİMLE YÜZLEŞMEKTİR

RAMAZAN-I ŞERİF, KUR’AN-I KERİMLE YÜZLEŞMEKTİR RAMAZAN-I ŞERİF, KUR’AN-I KERİMLE YÜZLEŞMEKTİR

Tüm Fotoğraflar    

  26.09.2020
 

26.09.2020..

İzlenme: 15

   
  25.09.2020
 

25.09.2020..

İzlenme: 20

   
  24.09.2020
 

24.09.2020..

İzlenme: 22

   
  23.09.2020
 

23.09.2020..

İzlenme: 17

   
RAMAZAN TOPCAN RAMAZAN TOPCAN
RAMAZAN-I ŞERİF, KUR’AN-I KERİMLE YÜZLEŞMEKTİR
Azmi KANDEMİR Azmi KANDEMİR
RİZE VE RİZELİYİ SEVEN BİR REKTORA İHTİYAÇ OLDUĞUNU BASINDAN ÖĞRENDİM
Orhan Yazıcılar Orhan Yazıcılar
RİZEYE: RİZEYİ VE RİZELİYİ SEVEN BİR REKTÖR LAZIM!...
reşat tula reşat tula
ORDU’DA HARAÇ DÜZENEĞİ Mİ VAR?
B.ALİ KAVALCI B.ALİ KAVALCI
ALMANYA ACI VATAN ADAMA HİÇ GÜLMEYİ

Tüm videolar